Bağlanma Evrensel mi? Amae'nin Anlattıkları
- Ahmet İmamoğlu
- 25 Tem
- 4 dakikada okunur
Bağlanma Kuramı, modern psikoloji dünyasında çocuk gelişimi ve insan ilişkilerini anlamlandırmak adına ortaya konmuş en etkili yaklaşımlardan biri olarak kabul edilir. John Bowlby ve Mary Ainsworth gibi öncü isimlerin çalışmalarıyla şekillenen bu kuram, bebeğin hayatta kalma şansını artıran evrimsel bir miras ve biyolojik bir mekanizma olarak görülür. Kuramın özünde, bebeğin bakım veren kişiyle kurduğu bağın, gelecekteki ilişkilerinin bir haritasını oluşturduğu fikri yatar.
İnsanın biyolojik programında yer alan bu bağlanma ihtiyacı evrensel olsa da, bu ihtiyacın nasıl ifade edildiği kültürel bir süzgeçten geçer. Psikoloji dünyasında uzun süre standart kabul edilen Mary Ainsworth’ün "Yabancı Durum" deneyi, tam da bu noktada önemli eleştirilerin odağı haline gelmiştir. Bu laboratuvar deneyi, orta sınıf Amerikan aile yapısını evrensel bir "norm" kabul ederek geliştirilmiş ve bebeğin anneden ayrıldığında verdiği tepkileri bu dar çerçeveye göre sınıflandırmıştır. Bazı araştırmacılar bu yaklaşımın, Batılı normlara uymayan farklı çocuk yetiştirme pratiklerini "güvensiz" olarak etiketlemesine dikkat çekmektedir (1).
Kültürel değerlerin bağlanma biçimlerini nasıl dönüştürdüğünü anlamak için Kuzey Almanya’daki aile yapılarına bakmak yardımcı olabilir. Bielefeld gibi bölgelerde yapılan araştırmalar, buradaki ebeveynlerin "kendi kendine yetme" ve "mesafe" gibi erdemlere büyük önem verdiğini göstermiştir (2). Bu ailelerde yetiştirilen çocuklar, Amerikan standartlarındaki deneylerde sıklıkla "kaçıngan" olarak sınıflandırılmıştır. Oysa Alman ebeveynler için bu durum bir bakım başarısızlığı değil, aksine çocuğun bağımsızlık ideali yolunda sergilediği "erken olgunlaşmış" bir başarıdır. Batılı araştırmacıların "duyarsızlık" olarak etiketleyebileceği bu profesyonel mesafe, aslında çocuğun kendi ayakları üzerinde durmasını hedefleyen yerel bir kültürel uyum biçimidir. Benzer bir durum, madalyonun tamamen farklı bir yüzünde, Japonya örneğinde karşımıza çıkar. Japon bebekleri, laboratuvar deneylerinde anneden ayrılmaya çok yoğun tepkiler verdikleri için sıklıkla "dirençli veya kaygılı" olarak etiketlenmişlerdir (3) Ancak bu tepkiyi doğru okumak için Japon kültürünün kalbinde yer alan amae kavramına ve bakımın fiziksel boyutuna bakmak gerekir.
Japonya'da çocuk yetiştirme süreci; bebeğin annenin sırtında taşınması, beraber banyo yapma ve beraber uyuma gibi yoğun fiziksel yakınlı pratikleri üzerine kuruludur (4). Bebeğin anneden neredeyse hiç ayrılmadığı bu yapıda, "Yabancı Durum" deneyi aslında bir "bağlanma güvensizliğini" değil, bebeğin hayatında ilk kez karşılaştığı devasa bir "çevresel şoku" ölçmektedir. Örneğin Japonya’daki araştırmalar, bebeklerin günlük yaşamlarında annelerinden neredeyse hiç ayrılmadıkları için deneydeki ayrılık anında o kadar yoğun bir protesto ve stres gösterdiklerini ortaya koymuştur ki, Takahashi’nin çalışmasında bebeklerin çoğunluğu deneyin "bebeğin yalnız bırakıldığı" aşamasının yarıda kesilmesi gerekmiştir. Buradaki ilişki dinamiğini tanımlayan Amae, bireyin karşılıklı bağımlılığını, uyumu ve başkasına yaslanabilme arzusunu kutsayan bir kavram olarak karşımıza çıkar (5). Yani bir kişinin başka birine tamamen güvenerek duygusal olarak yaslanması, şımartılma ve şefkat görme ihtiyacı ilişkinin doğal bir parçası olarak görülür ve Japon kültüründe bağlanmanın güvenli yollarından biri olarak değerlendirilir. Bu ilişki biçiminde Japon anne, çocuğun ihtiyacını çocuk henüz dile getirmeden sezme üzerine kurulu bir hassasiyet sergiler (6). Bu kültürde ideal olan Batılı anlamda bir bağımsızlık değil, sağlıklı bir "bağımlılık" ve sosyal bütünleşmedir.
Benzer şekilde bağlanmanın sadece bir anne ve çocuk arasındaki iki kişilik sessiz bir dans olmadığı fikrini en iyi yansıtan gözlemler avcı-toplayıcı topluluklardan gelir. Hadza ve Aka gibi avcı-toplayıcı toplumlarda, Batılı çekirdek aile modelinin aksine "işbirlikçi çocuk yetiştirme" karşımıza çıkar. Hadza bebeklerinin gün içinde onlarca farklı kişi tarafından tutulması, çocuğun sadece anneye değil, geniş bir sosyal ağa güvenmeyi öğrendiğini gösterir (7). Aka toplumunda yapılan araştırmalar ise çarpıcı bir gerçeği ortaya koyar: Anneler bazen iş yükü nedeniyle çocuklarının taleplerini reddedebilirken, çocukların ayrılma anındaki stres seviyelerini asıl belirleyen unsur annenin değil, "diğer aile üyelerinin ve bakıcıların" sergilediği duyarlılıktır (8). Bu durum, Batı'nın "tekil anne-çocuk bağı" idealinin aslında insanlık tarihinin geneli için bir norm olmadığına işaret eder. Yani bir çocuğu büyütmek için gerçekten de bir köy gerekir ve bu köyün sağladığı güvenli ağ, annenin üzerindeki baskıyı azaltarak sistemin hayatta kalmasını sağlar.
Sonuç olarak, psikolojinin kendi sınırlı coğrafyasından çıkıp çok sesli ve çoğulcu bir bağlanma perspektifine yönelmesi kaçınılmazdır. Nitekim bağlanma sadece biyolojik bir dürtü değil, toplumların kendi ilişki kurma kumaşlarını dokudukları kültürel bir tezgahtır. Tek bir "doğru" büyüme yolu yoktur; sadece bazen hiyerarşiyle, bazen mesafeyle, bazen de duygusal yakınlık ve hassasiyetle örülen farklı yollar vardır.
1.Keller, H. (2021). The Myth of Attachment Theory: A Critical Understanding for Multicultural Societies (1st ed.). Routledge.
2. LeVine, Robert A., and Karin Norman. 2001. “The Infant’s Acquisition of Culture: Early Attachment Reexamined in Anthropological Perspective.” In The Psychology of Cultural Experience, Carmella C. Moore and Holly F. Mathews, eds., pp. 83–104. Cambridge: Cambridge University Press
3. Takahashi, K. (1990). Are the key assumptions of the "Strange Situation" procedure universal? A view from Japanese research. Human Development, 33(1), 23–30.
4. Quinn, N., & Mageo, J. M. (Eds.). (2013). Attachment reconsidered: Cultural perspectives on a Western theory. Palgrave Macmillan/Springer Nature.
5. Doi, T. (1992), On the concept of amae. Infant Ment. Health J., 13: 7-11
6. Rothbaum, F., Weisz, J., Pott, M., Miyake, K., & Morelli, G. (2000). Attachment and culture: Security in the United States and Japan. American Psychologist, 55(10), 1093–1104
7.Crittenden, A. N., & Marlowe, F. W. (2013). Cooperative child care among the hadza: situating multiple attachment in evolutionary context. In N. Quinn & J. M. Mageo (Eds.), Attachment Reconsidered: Cultural Perspectives on a Western Theory (pp. 67–83). Palgrave.
8. Meehan, C. L., & Hawks, S. (2013). Cooperative breeding and attachment among the Aka foragers. In N. Quinn & J. M. Mageo (Eds.), Attachment reconsidered: Cultural perspectives on a Western theory (pp. 85–113). Palgrave Macmillan/Springer Nature.


Yorumlar